ABD ordusu, Orta Doğu’da İran ile yaşanan çatışmaların tırmanmasıyla birlikte yürüttüğü askeri operasyonlarda uzun menzilli hassas füze stoklarının neredeyse tamamını kullandı. Reuters haber ajansı’nın Pentagon kaynaklarına ve askeri yetkililere dayandırdığı özel habere göre, füze stoklarında yaşanan bu dramatik düşüş, Washington’ın bölgesel çatışmaları sürdürme kapasitesi kadar küresel güç dengelerindeki askeri caydırıcılığını da ciddi şekilde sorgulatır hale geldi.
Operasyonel Kapasitede Kritik Eşik
Askeri analistler, hava ve deniz unsurlarından fırlatılan uzun menzilli hassas güdümlü mühimmatın tüketim hızının öngörülen stratejik planların çok üzerinde gerçekleştiğini vurguluyor. Savunma Bakanlığı raporlarına yansıyan veriler, yüksek teknolojiye sahip hassas füzelerin karmaşık üretim süreçleri göz önüne alındığında, azalan stokların kısa sürede yeniden takviye edilmesinin mümkün olmadığını gösteriyor. Bu tablo, askeri komutanları mevcut hava savunma ve taarruz sistemlerinin kullanımında son derece kısıtlı adımlar atmaya zorlarken, kuvvet kaydırmalarının arkasında yatan lojistik gerçeklerin üstündeki perdeyi de kaldırıyor.
Üretim Hatları ve Savunma Sanayi Üzerindeki Baskı
ABD savunma sanayiinin mevcut üretim kapasitesi, yüksek yoğunluklu bir çatışma ortamında tüketilen mühimmat miktarını karşılamakta yetersiz kalıyor. Başta Tomahawk ve benzeri stratejik güdümlü füzeler olmak üzere, kritik bileşen tedarikinde yaşanan aksaklıklar füze stoklarının yenilenme sürecini aylar, hatta yıllar sürecek bir zamana yayıyor. Envanterdeki bu kritik boşluk, askeri stratejistlerin savunma önceliklerini ve çatışmanın seyrini yeniden gözden geçirmesine zemin hazırlıyor.
Füze Stoklarının Erime Süreci ve İsrail’i Koruma Çıkmazı
İran ile çatışmaların başladığı ilk günlerden itibaren ABD ordusu, bölgedeki stratejik hedeflere ve hava savunma ağlarına yönelik son derece yoğun bir füze saldırısı silsilesi başlatmıştı. Hava savunma sistemlerinin ve yüksek öncelikli askeri tesislerin bertaraf edilmesi amacıyla yüzlerce uzun menzilli hassas füze ardı ardına fırlatılmıştı. Ancak İran’ın dize getirilememesi, çatışmaların beklenenden daha uzun bir zamana yayılması ve hedeflerin karmaşıklığı, füze harcamalarının öngörülen bütçe ve stok limitlerini hızla aşmasına yol açmıştı.
Süreç içerisinde savunma yetkilileri mühimmat harcamalarını kısıtlama kararı alsa da, çatışma sahasındaki yoğun askeri gereksinimler bu kısıtlamaların uygulanmasını imkansız kılmış.
ABD’nin Deniz Gücü de Dünya Jandarmalığına Yetmiyor
Öte yandan, kısa bir süre önce Amerikalı üst düzey bir deniz komutanı, ABD’nin İsrail’i koruyacak ve Orta Doğu’da uzun süreli bir varlık gösterecek yeterli deniz gücüne sahip olmadığını açıkça ifade etmiş. Komutan, bölgeye sevk edilen uçak gemisi görev gruplarının ve güdümlü füze destroyerlerinin süregelen füze ve İHA saldırılarını kesintisiz biçimde önlemede yetersiz kalabileceğini, eldeki askeri deniz unsurlarının aşırı yıprandığını kamuoyuna duyurmuş.
Analiz: Bölgesel Bir Savaşta Tükenen Küresel Güç
ABD gibi dünyanın en büyük savunma bütçesine sahip bir süper gücün, küresel ölçekli devasa bir dünya savaşında değil, yalnızca bölgesel ölçekli bir çatışmada cephaneliğini ve imkanlarını bu kadar kısa sürede tüketmiş olması, modern harp konseptleri açısından tarihi bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.
Analizlere göre, yıllardır küresel düzeydeki “iki farklı cephede aynı anda savaşabilme” doktrinine göre yapılanan Pentagon’un, bölgesel bir güç karşısında stratejik füzelerini tüketmesi; yüksek teknolojili mühimmat üretim süreçlerinin hantallığını ve savunma sanayii tedarik zincirindeki kırılganlığı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bu durum, yalnızca Washington’ın Orta Doğu’daki hareket alanını daraltmakla kalmayıp, Hint-Pasifik veya Doğu Avrupa gibi diğer kritik coğrafyalarda doğabilecek muhtemel krizlerde ABD’nin küresel caydırıcılık imajına ağır bir darbe indiriyor.

