Site icon Kent Ekranı

Deli Dumrul Kararından Nasıl Döndürüldü? Trump’ı Hürmüz Haracından Vazgeçirme Sürecinin Hikayesi

Geçiş yapandan otuz akçe, geçmeyenden döve döve kırk akçe alan Dede Korkut’un meşhur karakteri Deli Dumrul, yüzyıllar sonra modern diplomasinin tam göbeğinde, Beyaz Saray oval ofisinde adeta yeniden hayat buldu. ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde dünyanın en kritik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilerden %20 oranında “güvenlik haracı” (kendi ifadesiyle ‘koruma bedeli’) alacağını açıklayarak küresel piyasalarda tam anlamıyla bir şok dalgası yarattı. “Hürmüz Boğazı’nın Muhafızı” ilan ettiği ABD’nin bu hizmet karşılığında ödüllendirilmesi gerektiğini savunan Trump, tıpkı köprüsünden geçenden de geçmeyenden de vergi almak isteyen Deli Dumrul gibi, uluslararası hukuku ve müttefiklerini hiçe sayan bir adım attı. Ancak bu tek taraflı “haraç” planı, hem kendi yakın çalışma arkadaşları hem de Körfez’deki en yakın müttefiklerinin yürüttüğü olağanüstü 24 saatlik bir ikna diplomasisi sonucunda rafa kaldırıldı.

Kendi Danışmanları İsyan Etti: “Kendi Silahımızla Kendimizi Vururuz”

CNN’in ulaştığı kaynaklara göre, Trump’ın Truth Social üzerinden yaptığı “hürmüz haracı” açıklaması, kendi ulusal güvenlik ve dış politika danışmanlarında adeta bir panik havası yarattı. Aylardır Trump’ı bu tür tek taraflı ve fevri bir adımdan kaçınması konusunda uyaran kurmaylar, bu kararın ABD’nin bölgedeki askeri ve stratejik hedeflerine doğrudan darbe vuracağını biliyordu.

Danışmanların Trump’a sunduğu en büyük argüman, bu mafyatik haraç planının ABD’nin İran politikasındaki tüm ahlaki ve hukuki üstünlüğünü sıfırlayacağı yönündeydi. ABD yönetimi, daha önce İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden ücret alma yönündeki örtülü girişimlerini defalarca “yasa dışı” ve “uluslararası hukuka aykırı” olarak nitelendirmişti. 

İran Dışişleri Bakanı Dalga Geçmişti

Trump’ın %20’lik geçiş ücreti dayatması, ironik bir şekilde Tahran’ın iddialarını meşrulaştıracak ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin sosyal medyada “Çok doğru, koruma sağlayan bedelini almalı. Biz de adil bir ücret belirleriz” diyerek ABD ile dalga geçmesine zemin hazırlayacaktı. Ayrıca Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun daha birkaç hafta önce “Hiçbir ülke uluslararası su yollarından geçiş ücreti alamaz, bu uluslararası hukuka aykırıdır” açıklamasıyla çelişmek, ABD diplomasisini dünyaya karşı gülünç duruma düşürecekti.

Kendi ekibinin sunduğu bu hukuki ve askeri açmazlar karşısında öfkelenen Trump’ı asıl sarsacak hamle ise okyanusun diğer yakasından, Körfez’deki zengin dostlarından gelecekti.

Körfez Monarklarının Telefon Diplomasisi: Emirler Devreye Giriyor

Trump, attığı tweetin ardından ücreti doğrudan armatörlerin ödeyeceğini varsaymıştı ancak işin lojistik olarak imkansızlığı anlaşılınca faturayı Körfez’deki müttefiklerine kesebileceğinin sinyalini verdi. İşte bu hamle, Washington ile yakın ilişkileri olan Körfez sermayesini ve monarklarını ayağa kaldırdı.

Salı günü kameraların karşısına geçen Trump, kararından vazgeçtiğini bizzat açıklarken şu itirafta bulundu: “Dün bu fikri ortaya attım, iyi bir fikir olduğunu düşünmüştüm. Ancak tanıdığımız, sevdiğimiz farklı ülkelerden insanlar, krallar ve emirler beni aradı. Açıkçası hepsi bizim çok güçlü ortaklarımız.” Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkelerinin liderleri, Trump ile yaptıkları acil telefon görüşmelerinde bu planın bölgedeki petrol ticaretini felç edeceğini, tanker sigorta primlerini fırlatacağını ve küresel enerji krizini tetikleyeceğini sert bir dille anlattılar. Körfez liderleri, doğrudan nakit haraç ödemek yerine ABD’ye milyarlarca dolarlık yeni ticaret ve yatırım anlaşmaları taahhüt ederek Trump’ın “ticari” zihnini çelmeyi başardılar. Sonuçta Trump, nakit haraç yerine devasa yatırım sözleri alarak “ikna edildi” ve geri adım attı.

Böylece 24 saatlik bu çılgın fırtına dindi.

Kırılgan Ateşkesin Ardından Gelen Gerilim

Aslında bu kriz durup dururken ortaya çıkmamıştı. ABD ve İran arasında haftalar önce sağlanan geçici ateşkes, henüz yeni bozulmuştu. Trump yönetimi, İran gemilerine yönelik deniz ablukasını yeniden devreye soktuğunu ilan etmişti. ABD savaş uçakları, İran hedeflerine yönelik son günlerin en ağır bombardımanlarından birini gerçekleştirmişti. Bölgedeki askeri varlığın faturasını tek başına üstlenmekten uzun süredir rahatsız olduğunu belirten Trump, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlayan tek gücün ABD olduğunu iddia etmişti. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar boğazın tüm yükünü Amerika’nın taşımaması gerektiğini savunan Trump, çözümü Deli Dumrul usulü bir haraç mekanizmasında bulmuştu. Geçmişte de benzer kriz anlarında bu fikri ortaya atmış olan Trump, bu kez durumu resmi bir devlet politikası haline getirmeye yeltenmişti.

Trump’ın “Öngörülemezliği” Küresel Güvenliği Tehdit Ediyor

CNN’in aktardığı bu son kriz, Donald Trump’ın uluslararası ilişkileri, küresel ittifakları ve çok taraflı anlaşmaları nasıl birer “iş ortaklığı” veya “al-ver ilişkisi” olarak gördüğünü bir kez daha gözler önüne serdi. Trump’ın uluslararası deniz hukukunu, müttefiklik ilişkilerini ve stratejik planlamanın önünü arkasını düşünmeden, sadece anlık dürtüler ve sosyal medya postlarıyla küresel güvenliği riske atması müttefikleri arasında derin bir endişe yaratıyor.

Süper güç olarak tanımlanan bir ülkenin, dünya ekonomisinin şah damarı niteliğindeki bir su yolunda anlık kararlarla “haraç” talep edip, sonra gelen telefonlarla bundan vazgeçmesi, uluslararası sistemin ne kadar kırılgan bir zemine oturduğunu kanıtlıyor. Trump’ın “önce eylem, sonra analiz” odaklı bu yönetim tarzı, küresel diplomasiyi gergin tutmaya devam ediyor. 

Exit mobile version