Hint Okyanusu’nun güneyindeki ıssız Amsterdam Adası’na, bırakılan 5 inek zamanla 2.000’e ulaşarak vahşi bir yaşam kurdu.
Sürü, sert subantarktik koşullarda hayatta kaldı.
130 yıl boyunca yalnız başlarına yaşayan hayvanların hikayeleri bilim insanlarını büyüledi.
Üzerine bilimsel araştırmalar yapıldı,tezler hazırlandı.
Olay önemliydi çünkü kalıcı su kaynaklarının bulunmaması nedeniyle, burada sığırların hayatta kalması neredeyse imkansız görünüyordu.
Evcil hayvanların insanlara ihtiyacı olması beklenir. Bu ineklerin ise yoktu.
Peki bu inekler böylesine elverişsiz bir ortamda nasıl adapte olup tekrar vahşi hale geldiler? Bunun yanıtı için, 18 hayvandan elde edilen genetik materyal kullanılarak bir araya getirildi.
Ekip, bu örnekleri küresel sığır popülasyonlarıyla karşılaştırarak sığırların genetik kökenini de belirledi. Hayatta kalmalarının anahtarı da burada yatıyordu.
Soylarının yaklaşık dörtte biri Hint Okyanusu Zebu’suna aitti. Geri kalan yüzde 75’i ise günümüz Jersey ırkıyla akraba olan Avrupa taurin sığırlarına aitti. Daha da önemlisi, Jersey’deki koşullar Amsterdam Adası’ndakilerden çok farklı değildi.
Fransa Ulusal Tarım, Gıda ve Çevre Araştırma Enstitüsü’nden çalışmada yer alan bilim insanı Laurence Flori, Discover’a verdiği demeçte , “Genomik sonuçlarımız, bu kurucu hayvanların genomunda zaten mevcut olan mutasyonların, Amsterdam Adası sığır popülasyonunun birkaç nesil içinde vahşi doğadaki yaşama hızla uyum sağlamasında rol oynadığını gösteriyor” dedi .
Ekledi bilim insanları: Bunlar şimdiye kadar yarattığımız en dürüst evrimsel çalışmalardan biri olabilir.
Şöyle ya da böyle, inekler yabani kendi ekosistemlerini inşa etmişti.
İroniye bakın ki, ekosistemlerini oluşturan inekler, yerel ekosistemi korumak amacıyla tamamen itlaf edildi.
İnekler, bunu ‘izinsiz’ yaptığı için suçluydu!

