Dünya diplomasisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’dan yaptığı son dakika açıklamasıyla bir kez daha dikkat kesildi. Trump, İran ile süregelen savaşı sona erdirecek “büyük bir uzlaşıya” varıldığını ve barış mutabakatının önümüzdeki Pazar günü İsviçre’nin Cenevre kentinde imzalanabileceğini duyurdu. Bu açıklamanın hemen ardından Trump, İran’a yönelik yapılması planlanan askeri hava saldırılarını son anda durdurduğunu açıkladı. Ancak Washington’dan yükselen bu iyimser havaya rağmen, Tahran kanadından gelen temkinli açıklamalar ve Hürmüz Boğazı’nda devam eden askeri hareketlilik, “Gerçekten anlaştılar mı, yoksa yeni bir diplomatik tiyatro mu izliyoruz?” sorusunu beraberinde getirdi. Uluslararası kamuoyu, ardı arkası kesilmeyen çelişkili sinyaller nedeniyle adeta neye inanacağını şaşırmış durumda.
Masadaki Taslak Ne Diyor?
Beyaz Saray ve Cenevre kaynaklarından sızan bilgilere göre, Pazar günü imzalanması beklenen taslak metin, taraflar arasında 60 günlük yeni bir müzakere sürecinin başlatılmasını öngörüyor. Anlaşma uyarınca ABD’nin, İran’ın dondurulmuş durumdaki 24 milyar dolarlık varlığının serbest bırakılmasını ve İran petrolüne yönelik bazı yaptırımların askıya alınmasını kabul ettiği belirtiliyor. Buna karşılık ise bölgedeki çatışmaların durdurulması ve deniz ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması amaçlanıyor.
Tahran’dan Gelen Farklı Sesler ve Hürmüz Kırmızı Çizgisi
Trump’ın “Anlaşma tamam” çıkışına karşın İran devlet medyası ve üst düzey yetkililer temkinli bir duruş sergiliyor. Tahran, ABD ile yürütülen dolaylı görüşmelerde henüz “nihai bir karara” varılmadığının altını çiziyor. İran basınına yansıyan haberlerde, olası bir anlaşmada Tahran’ın stratejik Hürmüz Boğazı üzerindeki tam kontrolünden asla vazgeçmeyeceği ve uranyum zenginleştirme hakkını koruyacağı vurgulanıyor. ABD’nin askeri baskılarına boyun eğmeyeceklerini belirten İranlı yetkililer, Washington’ın daha önce attığı tek taraflı adımlar nedeniyle masaya oldukça şüpheci yaklaşıyor.
Bitmeyen Kısır Döngü.Trump 38 Kere “Anaştık, Anlaşıyoruz” Dedi
Aslında dünya bu filmi daha önce defalarca izlemişti. Göreve geldiği günden bu yana İran’a karşı hem sert bir askeri retorik hem de “anlaşmaya çok yakınız” söylemini bir arada yürüten Donald Trump, son iki ayda tam 38 kez İran ile bir barış anlaşmasının “an meselesi” olduğunu iddia etmişti. Hafızalarda tazeliğini koruyan en çarpıcı örnek ise henüz kısa süre önce yaşanmıştı; Trump, New York’ta katıldığı bir NBA final maçı çıkışında gazetecilere barışın “iki ya da üç gün içinde” gerçekleşeceğini müjdelemiş, ancak bu açıklamadan sadece 48 saat sonra Amerikan savaş uçakları İran topraklarını bombalamaya başlamıştı. Benzer şekilde, tarafların daha önce Cenevre’de “rehber ilkeler” üzerinde uzlaştığı açıklanmış, fakat hemen ardından gerilim yeniden tırmanarak askeri çatışmaya dönüşmüştü. Yaşanan bu geçmiş tecrübeler, Trump’ın “anlaştık” kelimesinin her an yeni bir bombardımanın habercisi olabileceğine dair mışlı geçmiş zaman hafızasını sürekli canlı tutuyor.
Tarihi Bir Dönüm Noktası mı, Yoksa Zaman Kazanma Stratejisi mi?
Peki, Pazar günü Cenevre’de atılması muhtemel imzalar bu sefer gerçekten kalıcı bir barış getirecek mi? Uluslararası analistler bu soruya oldukça temkinli yaklaşıyor. Bir taraftan, Trump’ın iç politikada bir “diplomasi zaferi” elde etmek ve küresel petrol piyasalarını rahatlatmak için bu anlaşmaya ihtiyacı olduğu değerlendiriliyor. Diğer taraftan ise bu hamlenin, tarafların askeri olarak yeniden pozisyon almak ve zaman kazanmak için başvurduğu geçici bir taktik olduğu yorumları ağırlık kazanıyor. Hürmüz Boğazı’nda savaş gemileri burun buruna beklemeye devam ederken ve tarafların kırmızı çizgileri arasında uçurumlar varken, Cenevre’den çıkacak bir imzanın sahada kalıcı bir ateşkes mi yaratacağı, yoksa dünyanın başını döndüren o bildik oyalama taktiklerinden biri mi olacağı önümüzdeki günlerde netleşecek.

