Site icon Kent Ekranı

Hüseyin İlker DUMAN;🎥 İyi Çocuk mu, Otomatik Portakal mı?

Jan Komasa’nın Good Boy (Heel) filmi, son yılların en tartışmalı psikolojik gerilimlerinden biri olmaya aday. IMDb’de yaklaşık 7 puan civarında seyreden film, eleştirmenlerden aldığı olumlu yorumlarla dikkat çekerken seyircileri de ikiye bölmüş durumda. Kimileri filmi cesur ve provokatif bulurken, kimileri ise anlattığı hikâyeyi yeterince inandırıcı bulmuyor.

Filmi izlerken Stanley Kubrick’in başyapıtı A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) akla geliyor. Hatta bazı sahnelerde bu etki bir ilhamın ötesine geçerek doğrudan bir akrabalık hissi yaratıyor. Her iki film de bireyin dönüştürülmesi, kontrol edilmesi ve toplumsal normlara uygun hale getirilmesi fikrini merkezine alıyor. İkisi de şu soruyu soruyor: Bir insanın özgürlüğü elinden alınarak onu “iyi” biri yapmak mümkün müdür?

Kubrick bu soruyu sert, alaycı ve kışkırtıcı bir dille sorarken, Komasa daha karanlık ve psikolojik bir yol izliyor. Otomatik Portakal seyirciyi şok ederek düşünmeye zorlar. Good Boy ise huzursuz eden bir atmosfer kurarak aynı sorgulamayı farklı bir tonda yapmaya çalışıyor.

https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080730.mp4

Filmin en güçlü taraflarından biri oyuncu kadrosu. Stephen Graham, karakterine hem tehditkâr hem de kırılgan bir boyut kazandırmayı başarıyor. Kariyeri boyunca birçok güçlü performansa imza atan oyuncu, burada da filmin omurgasını taşıyan isimlerden biri. Andrea Riseborough ise karakterinin iç çatışmalarını büyük bir doğallıkla yansıtıyor. İki oyuncunun karşılıklı sahneleri, filmin gerilimini yükselten en önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Komasa’nın yönetmenliği de filmin dikkat çeken yönlerinden biri. Görsel dil, kadraj tercihleri ve atmosfer yaratma becerisi sayesinde film boyunca rahatsız edici bir gerginlik hissi korunuyor. Yönetmen, karakterlerini yargılamak yerine onları seyircinin önüne bırakıyor ve ahlaki değerlendirmeyi izleyiciye bırakmayı tercih ediyor. Bu yönüyle de Kubrick’in yaklaşımına yaklaşıyor.

Ancak tam da burada filmin en büyük sorunu ortaya çıkıyor. Good Boy, kurduğu fikir dünyasında oldukça cesur olsa da zaman zaman gerçeklik duygusundan uzaklaşıyor. Bazı karakter kararları ve hikâyenin belirli dönemeçleri, filmin başlarda oluşturduğu inandırıcılığı zayıflatabiliyor. Özellikle finale giden sekanslarda bu durum daha belirgin hale geliyor. Film metaforik anlatımı güçlendirmek isterken yer yer kendi gerçekliğini ikinci plana atıyor.

Buna rağmen Good Boy, günümüz sinemasında sık rastlanmayan türden bir risk alma cesareti gösteriyor. Her sahnesi kusursuz değil; hatta bazı bölümleri tartışmaya açık. Ancak seyirciyi rahatsız etmeyi, düşündürmeyi ve ahlaki açıdan zor sorular sormayı başarıyor.

Sonuç olarak, Good Boy izlenmeye değer bir film. Stanley Kubrick’in Otomatik Portakalı kadar etkili veya sinema tarihinde aynı ölçüde iz bırakacak bir yapım olduğunu söylemek zor. Ancak onun açtığı tartışmaları günümüz seyircisi için yeniden yorumlamaya çalışan cesur bir çalışma olduğu kesin. Ben filmi beğendim. Oyunculukları, atmosferi ve sorduğu sorular güçlüydü. Yine de daha sağlam bir gerçeklik zemini üzerine kurulmuş olsaydı çok daha etkileyici bir film olabilirdi.

Hüseyin İlker DUMAN

Exit mobile version