Mine Kırıkkanat, Kılıçdaroğlu’na yönelik kullandığı “Kılıç artığı kripto” sözü üzerine, başta CHP genel başkanından olmak üzere çok büyük tepkiler gelmesinden sonra özür diledi:
“Kusura bakmayın, valla ben bu lafın katliamlarla ilgili olduğunu bilmiyordum, yalnızca Kılıçdaroğlu’nun soyadına gönderme yaptım!” gibi bir şeyler söyledi.
Ancak ip kopmuştu bir kere; kamuoyu önünde söylenen ya da yazılan bir sözcük, bazen umulmayan yerlere gider, öyle kolayca “pardon” deyip geri alınamazdı !
Uzun yıllar yurt dışında aktif gazetecilik yapan, yıllardan beri de Cumhuriyette köşe yazarı olan Mine Kırıkkanat, gazetesinin “ne duruyorsun git” imalı açıklamasından sonra, öyle pardon demekle bu laf(gaf)’tan sıyrılamayacağını anlayınca yazılarına ara verdiğini duyurdu.
Ne var ki, yazılarına ara verdiğini duyurduğu açıklamasında pek öyle pişmanlık- utanma belirtileri yoktu; tersine kendi deyimiyle “yenilmeyi” hazmedemeyenlerin umutsuz öfkesinin belirtileri vardı!
Tıpkı, benzetmede hata olmaz, o uğursuz sözü arkasına kripto diye bir şey ekleyerek suçladığı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığını kaybettikten sonraki hali gibi!
Kripto, mecazi anlamda bir kişinin gerçek kimliğini, inancını ya da siyasal görüşünü gizleyerek başka bir kimlik altında yaşamasını ifade edermiş, yapay zeka öyle diyor! ( Yani, Mine hanım kılıç artığı kripto diye büyük bir hırs ve kinle hakaret ederek saldırmak yerine belki de yalnızca kripto deseymiş bu kadar tepki görmezmiş anlaşılan !)
Yapay zeka deyince , bildiğimden başka bir tanımı olabilir mi diye kılıç artığı deyiminin anlamını dört ayrı yapay zeka arkadaşa sordum.
Dördü de tarihteki (en çok da Alevilere yönelik) katliamlardan geride kalanlara kılıç artığı dendiğini belirttikten sonra uyardı : “Bu söz hakaret ve aşağılama içerir, onun için hassasiyetle kullanılmalıdır.”
Gazetecilik mesleğinde haberin ya da yazının doğru ve güvenilirliğini sağlamak için çift teyit ya da çifte doğrulama diye bir yöntem vardır.
Bu, yalnızca haber yapılacak bir olayın en az iki kaynaktan doğrulatılmadan yazılmaması ilkesidir.
Doğal olarak, her hangi bir köşe yazısı, analiz ya da yorumda da bu ilke geçerlidir.
Bir olayı, gelişmesini, sonucunu doğrulatmak için tanıklarla konuşulur, değişik kaynaklardan bilgi alınır.
Ortada bir olay yoksa, bir araştırma, değerlendirme, adlandırma, niteleme söz konusuysa da aynı ilkeye uyma zorunluğu vardır.
Gazeteci ya da yazar olarak kullanıp yayınladığınız her hangi bir bilgi, kavram, deyim için yayından sonra “bilmiyordum” deme hakkınız yoktur !
Bunu yaparsanız , gazeteciliğinizin, yazarlığınızın, haberciliğinizin tümünü tartışmaya açmış olursunuz.
Örneğin, kılıç artığı sözünün anlamını sözlüklerden, ansiklopedilerden, tarihi kaynaklardan öğrenebilirsiniz?( Eskiden bunun için en iyi kaynaklar Meydan Larousse ya da Ansiklopedi Britannica gibi ansiklopedilerdi. Şimdi ise cep telefonundan Google, Wikipedia gibi kaynaklara bakmak ya da yapay zekaya sormak yetiyor. Yerinden kalkmaya bile gerek yok !)
Neyse, 40- 50 yılın gazetecisi bunu yapmamış, bilmediği bir deyimi kullanınca özür dilemiş, özür yeterli bulunmayınca yazılarına ara verdiğini açıklamak zorunda kalmış!
Buraya kadarı her zaman olabilecek şeyler!
Lakin, “yazarın” yazılarına ara verdiğini duyuran açıklamasında bir tuhaflık var.
“Kazandınız kötüler❗️Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat oynayın.”
Mine hanım, bu son X mesajıyla önceki tüm “bilmiyordum” bahanelerini, özürlerini, Alevileri çok sevip saydığına ilişkin sözlerini geri almış adeta !
Kendisiyle kötü dediği birileri arasında bir savaş ya da en azından mücadele olduğunu, bu mücadelede iyi olan kendisinin yenildiğini, meydanı rahatça at oynatsınlar diye kötülere bıraktığını söylüyor.
“Kötüler” artık rahatça at oynatabilirler, zira Mine hanım muhatabı pek belli olmayan kavgasında yenildi.
Ancak, Kırıkkanat’ın o uğursuz kelamı etmesinden sonra tuhaf gelişmeler oldu!
Sözün hedef aldığı Kılıçdaroğlu, doğal olarak ortaya çıkıp konuşmadı.
CHP genel başkanı Özgür Özel ise, “önceki genel başkanımızın hukuku bana emanettir” diyerek, kayyum İstanbul il başkanı ile geldiği bir cenazede elini sıkmayan Kılıçdaroğlu’na sahip çıktı.
Özel, Kırıkkanat’ın yalnızca Kılıçdaroğlu’nun hedef almadığını, kendisi için de hakaretimiz sözler söylediğini, ancak bunlara yanıt vermediğini açıkladı.
CHP yönetiminden bir çok kişi bu “densiz” sözleri kınayan açıklamalar yaptılar.
CHP kurumsal olarak tavrını net biçimde ortaya koydu.
Alevi yurttaşlar da haklı olarak tepkilerini dile getirdiler, seslerini yükselttiler?
Lakin, sonra nasıl olduysa, olayın boyutu değişti, Yavuz Sultan Selim’den bu yana tüm zamanlarda Alevilere çektirilen zulmün hesabının bugünkü CHP’den sorulmasına dönüştü.
Özünde CHP’li olmayan ve partinin tüm politikalarına sert sözlerle karşı çıkan Kırıkkanat’ın densiz ifadesinin hesabı CHP’den sorulmaya başlandı.
Sanki, bu hesap sormaların ekseninde, mezhebi dolayısıyla “Kılıçdaroğlu fanı” olarak bilinen küçük bir kesimin, üst üste üç kurultayda onu reddeden CHP’den fırsattan istifade intikam alma çabası yatıyordu.
Bu tür davranan “fanların” amacı, parti tabanı nezdinde artık her hareketi antipati yaratmaya başlayan “Piro”ya iade-i itibar sağlamaktı!
Öte yandan, iktidar yandaşı diye bilinen medyada da, Kırıkkanat’a tepki göstermekte Özgür Özel’in geç kaldığına, bu durumun tabanda huzursuzluk yarattığına ilişkin ve benzeri haberler yer aldı.
Bir başka gelişme ise, tek tük denilebilecek bir kesimin, cumhuriyetin kuruluş yıllarında eski Osmanlı’nın Alevilere karşı tutumunun sürdürüldüğünü belirterek CHP’nin altı ok ilkelerini bile doğrudan hedef almasıydı.
Bütün bunlar, yalnızca CHP’nin zayıflatmak değil toplumda mezhepçiliğin yaygınlaşmasına yol açacak tehlikelerdi.
Aslında, her hangi bir siyasi gelişmeye din-mezhep açısından yaklaşıp ona göre tavır belirlemek, herkes için başta kendi kimliğine zarar verecek sakıncalar içeriyordu.
Laik- demokratik yaklaşım, Sünniler için de Aleviler için de en çok, mezhepsel yaklaşımlardan uzak, ülkenin pek çok yerinde çoktan başarılan birarada yaşama kültürüne ihtiyaç duymakta.
Bu ülkenin etnik ya da mezhepsel sorunlarının tarihe gömülmesinin tek yolu, her yurttaşın laik, demokratik ilkeler ışığında “birlikte” davranabilmesinden geçiyor.
Laiklik ve demokrasi için!
Kendine güvenli toplum bu birlikteliklerden oluşur.
O zaman, çirkefçe ortaya atılabilecek densizce sözler hiçbir kesimde ciddiye alınmaz,kimseyi etkilemez.
Tek sütunluk gazete haberi bile olmaz!
COŞKUN KARTAL

