Site icon Kent Ekranı

İsmet HERGÜNŞEN; Saldırının kodu: Petrol mü?

İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırısından bu yana sahada köklü bir değişim yaşanmış değil.

Taraflar geri adım atmıyor; aksine süreç giderek daha da karmaşık bir hal alıyor.

Ortada ne net bir sonuç var ne de istikrarlı bir strateji. Saldırılar sürüyor ama yönü belirsiz, hedefleri ise tartışmalı.

Son açıklamalarına kaba sıfatlar yükleyen Donald Trump cephesine baktığımızda tablo daha da dikkat çekici.

İç politikada son dönemde öne çıkan tartışmalar ve karşılıklı suçlamalar, yönetim içindeki gerilimin arttığına işaret ediyor. Bu gelişmeler, kamuoyunda soru işaretlerini azaltmak yerine daha da derinleştiriyor.

Aynı şekilde, üst düzey askeri kadrolara ilişkin tartışmalar da ABD yönetiminde işlerin sorunsuz ilerlemediği yönünde yorumlara neden oluyor.

Görevden alınan Kara Kuvvetleri Komutanı Randy George’un şu sözleri ise adeta bir uyarı niteliğinde.

“Ordu, cesur ve karakter sahibi liderleri hak ediyor.”

2026 yılının başında her şey ABD açısından görece olumlu bir seyir izliyor gibi görünüyordu.

Ancak Venezuela’ya yönelik hamleler bu tabloyu tartışmaya açtı. Ülke yönetimine yönelik baskının artması, yalnızca uluslararası hukuk açısından değil, küresel güç dengeleri bakımından da yeni soru işaretleri doğurdu.

Daha da dikkat çekici olan ise Venezuela halkının bu gelişmelere verdiği sınırlı tepki. Bu durum, kabulleniş mi yoksa çaresizlik mi sorusunu gündeme getiriyor.

Gelelim meselenin en kritik noktasına: İran. 

Başlangıçta saldırıların gerekçesi olarak güvenlik kaygıları, nükleer program ve rejim tartışmaları öne çıkıyordu.

Ancak Trump’ın son açıklamalarıyla işin rengi değişti. Açıkça ifade edilen “petrol” vurgusu, aslında tüm bu sürecin arkasındaki gerçek motivasyonu da gözler önüne serdi.

Bu durum yalnızca Rusya ve Çin gibi aktörleri değil, ABD’nin müttefiklerini de zor bir pozisyona sokuyor. Çünkü artık savunulması gereken şey bir güvenlik politikası değil, açık bir çıkar mücadelesi.

Oysa siyaset, özellikle de uluslararası siyaset, sadece güç gösterisi değildir. Aynı zamanda denge, öngörü ve zamanlama işidir. 

Devlet adamlığı ise tam da burada devreye girer: Hesap yapabilmek, sonuçları öngörebilmek ve gerektiğinde geri adım atabilmek.

Peki Donald Trump neden bu şekilde hareket ediyor?

Bu sorunun yanıtı, bir ölçüde geçmişte aranabilir. Trump’ın siyasi reflekslerinde, McCarthy döneminin sert figürlerinden Roy Cohn’un etkisi olduğu sıkça dile getirilir.

Cohn’un yaklaşımı basitti ama sertti: Saldır, inkâr et ve asla geri adım atma.

Bugün gelinen noktada, bu yaklaşımın küresel siyaseti ne kadar hassas bir dengeye taşıdığı daha net görülüyor.

Sonuç olarak geriye kritik bir soru kalıyor: ABD ve İsrail bu gerilimi Atom Bombası eşiğine taşıyabilir mi?

Son sözse; Dünya artık yalnızca kötü liderlerle değil, aynı zamanda durdurulamaz kararlılıkla da sınanıyor.

İsmet HERGÜNŞEN

Exit mobile version