İran Atom Enerjisi Kurumu’na göre, ABD ve İsrail güçleri İran’daki Natanz nükleer tesisine yönelik bir saldırı gerçekleştirdi.
İran tarafı, saldırının ülkenin en önemli uranyum zenginleştirme merkezlerinden biri olan Natanz tesisini hedef aldığını duyurdu. İlk açıklamalarda, tesis çevresinde ciddi bir radyasyon sızıntısı olmadığı ve halk için acil bir tehlike oluşmadığı belirtildi.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) da saldırı sonrası tesis dışında radyasyon seviyelerinde artış gözlemlenmediğini açıkladı. Ancak uydu görüntüleri, tesisin bazı bölümlerinde hasar meydana geldiğini gösteriyor.
Nükleer tesislere yönelik askeri saldırılar, klasik askeri hedeflere göre çok daha ciddi ve uzun vadeli riskler taşıyor.
Her ne kadar bu olayda sızıntı rapor edilmemiş olsa da bir nükleer tesisin zarar görmesi durumunda radyoaktif maddeler çevreye yayılabilir. Bu, kanser başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Toprak, su ve hava uzun yıllar boyunca kirlenebilir. Bu durum tarımı, içme suyunu ve ekosistemi kalıcı şekilde etkileyebilir.
Radyoaktif bulutlar rüzgarla başka ülkelere taşınabilir. Bu da krizin sadece saldırının gerçekleştiği ülkeyle sınırlı kalmamasına neden olur.
Natanz saldırısında radyasyon sızıntısı yaşanmadığı belirtilse de uzmanlar bu tür hedeflerin vurulmasının son derece tehlikeli olduğunu ve kontrol edilemeyen sonuçlar doğurabileceğini vurguluyorlar. Bu nedenle nükleer tesisler, uluslararası hukukta genellikle “yüksek riskli hedefler” olarak kabul ediliyor.

