Arkadaşım C.’ye…
İş yerinde masanızda çalışırken bir iş arkadaşınız yanınıza geliyor. Sizi süzdükten sonra soruyor: “Şu zayıflama iğnelerinden kullansana, üç beden incelirsin.”
Büyük bedenlerde yaşayan pek çok insan için bu sıradan bir gün. İyi niyetle söylendiği iddia edilen ama sınırı aşan bir yorum. Kendine ait olmayan bir beden hakkında konuşmayı doğal görmek.
Garip bir dönemdeyiz. Bir yandan kiloya dayalı yargılama hâlâ en yaygın ayrımcılık biçimlerinden biri. Öte yandan, bu yargıdan kurtuluş yolu gibi sunulan yeni ilaçlar hızla yayılıyor: Halk arasında zayıflama iğnesi olarak bilinen ilaçlar.
Bu da şu soruyu getiriyor: Mucizevi bir ilaç varsa, toplumun kilolu bedenlere yönelik eleştirileri haklı mı sayılır?
“Üzülüyorum” Derken Sınırı Aşmak
Kilo üzerinden yapılan yorumların ne kadar incitici olabileceğini anlamak için bir annenin yaşadığı tereddüte bakalım.
Geçtiğimiz günlerde bir tavsiye köşesine 55 yaşındaki Philippa isimli bir annenin yazdığı mektubu okudum. Yetişkin kızının son dönemde kilo aldığını fark etmişti. Kızı, lisansüstü eğitim stresiyle mücadele ederken bir yandan da yeni bir şehirde hayat kuruyordu. Philippa içten içe “Onun annesiyim, onu aldığı kilolar konusunda uyarmalıyım” diye düşünüyor ama doğru kelimeleri bulamıyordu. Mektubunda tek bir soru vardı:
“Yetişkin kızıma kilosu hakkında bir şey söylemenin doğru zamanı var mı?”
Köşe yazarının anneye yanıtı netti:
“Asla. Doğru zaman diye bir şey yok.”
Yazara göre ebeveynler genellikle işleri ters yapıyor. Küçük çocukları uyarmaktan çekinirken yetişkin çocuklarına tavsiye yağdırıyorlar. Oysa bir şey öğretmenin zamanı, sözlerin iz bıraktığı çocukluk yıllarıdır. Yetişkinlikte dünya zaten bize yeterince geri bildirim verir. İyileştirebileceğimiz ne varsa az çok biliriz, etrafımızdakiler de söyler zaten.
Yazarın anneye önerisi şuydu: Kızının hayatını sor, işini sor, son zamanlarda eğlenceli bir şey yapıp yapmadığını sor. Ama sakın onun kişisel tartısı olmaya kalkışma. Kilosuyla ilgili konuşmak isterse, hemen tavsiyeye boğma. Sadece ona inandığını söyle, kilo vermeye kendisi karar verdiğinde başaracağını hissettir.
Aynı yazıya gelen bir okur yorumuysa bambaşkaydı:
“Kesinlikle katılmıyorum. Babam bana nazikçe şişman olduğumu söyledi ve zayıflama iğnesi kullanmamı önerdi. 10 kilo verdim, ona minnettarım.”
İşte çelişki burada: Biri “asla karışma” derken diğeri “iyi ki söylemiş” diyor. Kilo özel bir mesele mi, yoksa herkesin yorum yapabileceği bir konu mu?
Okurun minnettarlığı, yorumun bir çözüm önerisiyle gelmesinden kaynaklanıyor. Babası ona sadece “şişmansın” dememiş, bir kapı aralamış. O kapı da bizi meşhur iğneye götürüyor.
Zayıflama İğnesi Nedir?
Ozempic, Wegovy, Mounjaro… Bu isimleri artık her yerde duyuyoruz. Halk arasında zayıflama iğnesi diye bilinen bu ilaçlar aslında diyabet hastaları için geliştirildi. Çalışma mantıkları basit: Bağırsaklardaki tokluk hormonunu taklit edip beyne “doydun” sinyali gönderiyorlar. Böylece daha az yiyor ve kilo veriyorsun. İğne versiyonlarının yan etkilerini azaltmak için hap şeklinde olanları da yurtdışında piyasaya çıkmaya başladı.
Oprah Winfrey gibi ünlülerin bu ilaçlarla zayıfladıklarını açıkça paylaşması, onları popülerleştirmekte etkili oldu.
Üstelik etkileri sadece kilo kaybıyla sınırlı değil. Beynin ödül sistemini etkiledikleri için alkol ve uyuşturucu bağımlılığı tedavisinde de umut vaat ediyorlar.
Göz Ardı Edilemeyecek Gerçekler
Ama ilaçların parlak tarafı kadar karanlık gerçekleri de var:
Bir: Bu ilaçlar uzun vadeli çözüm değil. Bırakınca açlık hissi geri dönüyor, kilolar geri alınıyor. Uzun süreli veya ömür boyu kullanım durumunda tüm yan etkileri henüz bilinmiyor.
İki: Yan etkiler hafife alınacak gibi değil. Mide bulantısı, kusma, meşhur “Ozempic geğirmesi” en hafifleri. Hızlı kilo kaybı safra kesesi sorunlarına ve pankreas iltihabına yol açabiliyor. Avrupa İlaç Ajansı, körlüğe neden olabilecek nadir bir göz hastalığı riski konusunda da uyardı.
Bir de son dönemde sıkça konuşulan “Ozempic yüzü” fenomeni var . Hızlı kilo kaybıyla birlikte yüzdeki yağ dokusu da eriyor; avurt kemikleri çöküyor, gözler daha oyuk görünüyor, cilt sarkıyor ve kişi olduğundan daha yaşlı gösteriyor . Özellikle Hollywood’da bu durumun örnekleri çok: Katy Perry’nin incelen yüz hatları, Sharon Osbourne’un zayıflama iğnelerini fazla kullanarak “çok ileri gittiğini” itiraf etmesi, Robbie Williams’ın hızla değişen görüntüsü sürekli konuşuluyor .
Üç: İnternette sahte ilaç satışları arttı. Reçetesiz, denetimsiz, içinde ne olduğu belli olmayan ürünler halk sağlığı için ciddi tehlike oluşturuyor.
Dört: Tıbben obezite tanısı almayan, sadece birkaç kilo fazlası olan kişiler de bu ilaçlara yöneliyor. Oysa bu ilaçlar doktor kontrolünde, belirli bir kilo eşiğini aşan hastalar için öneriliyor. Buna rağmen birçok kişi internetten reçetesiz sipariş vererek ne olduğu belirsiz tozlar, yanlış dozda iğneler satın alıyorlar. Yani insanlar zayıflama umuduyla farkında olmadan sağlıklarını daha büyük riske atıyor.
Sessiz Bir Toplumsal Değişim
Baştaki iş arkadaşının önerisine dönelim: “Zayıflama iğnesi kullansana”. Bu öneri, farkında olmadan şu mesajı taşır: Artık “mucizevi” bir çözüm varken hâlâ kilolu olmak senin seçimin mi?
Oysa obezite bugün tıpta kronik bir hastalık olarak kabul ediliyor. Diyabet ya da tansiyon gibi. Yani mesele yalnızca “irade” değil. Bu yüzden kilo vermeye yardımcı ilaçlar da bir tedavi seçeneği olarak görülüyor.
Fakat toplum henüz aynı noktada değil. Bilim “hastalık” derken, gündelik dil hâlâ “kendini tut”, “biraz dikkat et” demeye devam ediyor. Bu yüzden “İğneyi denesene” cümlesi çoğu zaman bir öneri gibi değil, örtük bir eleştiri gibi duyuluyor.
Asıl sorun ilacın varlığı değil. Asıl sorun şu çelişki: Bir şeyi hem hastalık kabul edip hem de o hastalığı yaşayanı yargılamak. Eğer obezite bir hastalıksa, tedavisi konuşulabilir. Ama o bedeni taşıyan insan sorguya çekilemez.
Aksi halde “çözüm” dediğimiz şey, fark etmeden yeni bir baskıya dönüşür.
Yargısız Bir Sonuç
Peki tüm bunlar bizi nereye götürüyor? Daha fazla anlayışa ve gerçek bir empatiye.
Zayıflama iğnesi kullanan biri için şunu unutmayalım: Bu sihirli değnek değil, yan etkileri olan ve uzun vadeli sonuçları belirsiz bir tedavi.
Kullanamayan ya da kullanmak istemeyen biri içinse şunu hatırlayalım: Beden kamusal tartışma konusu değildir. Kilosu ne olursa olsun, bir insanın bedeni üzerinde söz söylemek kimsenin hakkı değildir. Obezite bir hastalık olabilir ama bu, o kişinin tedavi olup olmaması gerektiğine dair başkalarının yorum yapmasını meşru kılmaz. Kaldı ki her kilolu birey obez değildir ve kilo durumu; sağlık, maddi imkanlar, genetik ya da bambaşka nedenlerle ilgili olabilir. Bunu sorgulamak kimsenin haddi değil.
Peki ya geri kalanımız? Belki de başkalarının bedeni hakkında istenmeyen yorumlar yapmayı bırakmanın zamanı gelmiştir. Kızıyla konuşmak isteyen annenin tereddüdü çok anlamlıydı. Çünkü mesele bir şey söyleyip söyleyememek değil; söylemeye hakkımız olup olmadığı.
Bir dahaki sefere arkadaşımıza “Şu iğneyi denedin mi?” diye sormak yerine, gerçekten merak ederek soralım:
“Sen iyi misin? Gerçekten nasılsın?”
Ve cevabı yargılamadan dinleyelim. Çünkü belki de asıl mucize, birbirimizi yargılamadan, olduğu gibi kabul edebilmekte saklıdır.
Derya ULUSOY

