Site icon Kent Ekranı

İsmet HERGÜNŞEN; Nükleer Dengede Tehlikeli Eşik

Jeopolitik gündemde İran’ın nükleer programı tartışılırken, küresel nükleer istikrarla ilgili çok daha kritik bir gelişme sessizce gerçekleşti. 

ABD ile Rusya arasında, stratejik nükleer silahların sınırlandırılmasını öngören “Yeni START” anlaşmasının uzatıldığı ileri sürüldü.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgale kalkışması ve Vladimir Putin’in nükleer silah kullanma tehdidi önemli bir kırılma noktası olmuştu. 

Çin’in nükleer cephaneliğini genişletme kararı da tabloyu daha karmaşıklaştırdı.

Nükleer silaha sahip Kuzey Kore ile bu kapasiteye yaklaştığı belirtilen İran’ın Rusya ve Çin’e yakınlaşması, denklemi daha da riskli hale getiriyor.

ABD’nin Sovyet Rusya ile 1991’de ve Rusya ile 1993’te imzaladığı anlaşmaların uzantısı niteliğindeki ¨Yeni START¨ anlaşması, 2010 yılında imzalanmış ve 2011’de yürürlüğe girmişti. 

Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer savaş başlıklarını 1.550 ile, bunları taşıyan kıtalararası balistik füzeleri, denizaltı konuşlu balistik füzeleri ve ağır bombardıman uçaklarını 700 ile sınırlandırıyordu. 

Bu düzenleme yalnızca sayısal bir kısıtlama değil, karşılıklı denetim mekanizmaları sayesinde öngörülebilirlik sağlayarak yanlış hesaplama riskini azaltıyordu.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, 2025 itibarıyla Rusya 5.459, ABD ise 5.177 nükleer savaş başlığıyla dünyada en fazla nükleer silaha sahip iki ülke. 

Hiçbir zaman stratejik silah sınırlandırmalarına taraf olmayan Çin’in savaş başlığı sayısı yaklaşık 600 olarak tahmin ediliyor; ancak bu sayının 2035’te 1.500’ü aşabileceği öngörülüyor. 

İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore’nin cephanelikleri ise görece daha küçük.

Çin gibi diğer ülkelerin taraf olmadığı bir denklemde, yenilenen silah kontrol mekanizmasının sürdürülebilirliği belirsiz. 

Tüm bu gelişmeler, klasik ABD–Rusya eksenli silah kontrol modelinin artık yetersiz kalabileceğini gösteriyor. 

ABD’nin İran’a yönelik savaşı gündemden düşürmeyen sert söylemleri, küresel ölçekte çifte standart eleştirilerini beraberinde getiriyor.

Güvenin aşındığı bir dönemde yeni bir silah kontrol mimarisi inşa edilebilir mi? Ve de liderlerin duyarsızlığında nasıl gerçekleşecektir?

Anlaşmanın yalnızca bir yıllığına uzatılması, Soğuk Savaş sonrası nükleer istikrar anlayışının bu yüzyılda erozyona uğradığını gösteriyor. 

Soğuk Savaş döneminde bile taraflar arasında şeffaflık vardı; bugün ise iki büyük nükleer güç, kapsamlı ve işler bir denetim rejimi olmaksızın karşı karşıya. 

İran dosyası, Ukrayna savaşı, NATO–Rusya gerilimi, Çin’in yükselişi… 

Tüm bu başlıklar arasında en kritik olan, sessizce çözülen ya da çözüldüğü düşünülen nükleer denge

Dünya yeni bir silahlanma yarışına mı sürükleniyor, yoksa büyük güçler daha kapsamlı bir diplomasiye mi yönelecek?

Sorun yalnızca ABD, Rusya ve Çin değil; tüm insanlığın güvenliğidir.

Son sözse: Denetim olmadan caydırıcılık, caydırıcılık olmadan istikrar sürdürülemez.

İsmet HERGÜNŞEN

Exit mobile version