Aristokrat sözcüğünden ne anlarsınız?
Bu sınıfın mensubu “asillerin” eğitim nezaket, görgü, oturup kalkmasını- nasıl yemek yiyeceğini bilme gibi yüz yıllar öncesinden geliştirdiği erdemli davranışları bizlere bırakan sosyal sınıfın insanları mı gelir aklınıza?
Yoksa, geçmişte yüz yıllar boyu topraklarında yaşayan serf denilen köylülere “sahip” onları savaşlara süren eli kanlı, acımasız, sömürgen sınıfın mensuplarını mı düşünürsünüz?
Bu tarihsel asalak sınıfın ahlak , insan, kadın ve çocuk haklarına saygı gibi değerler bugün ihlal edildiğinde ağır cezalar verilen suçları ne kadar sıklıkla işleyebildiklerini hayal edebilir misiniz?
Şimdilerde pek çok kişi tarafından imrenilen, romanlarla, filmlerle, dizilerle dönemlerine ait bir rüya alemi yansıtılan bir sınıf mıdır Aristokrasi?
Kendilerinden “aşağıda” gördükleri sınıflardan insanlara davranışlarıyla, giyim kuşaklarıyla “rol modeli” olan, saraylarda, şatolarda güzel hayatlar süren bir toplumsal katman mı ?
Marksizmin kurucularından Friedrich Engels, Aristokrasi’yi ortaçağ’da gücünü üzerindeki insanlarla birlikte sahip olduğu geniş topraklardan alan egemen sınıf olarak tanımlar.
Aslında Engels bu tanımı İngiltere, Fransa, Almanya gibi Avrupa ülkeleri için yapsa da benzeri büyük toprak sahipleri dünyanın her yerinde vardır.
Lakin, “rafine ve zarif” mensupları olan, mülklerinin ve besledikleri orduların gücüne göre kendi içinde unvanlar verilen sınıfın en güçlü olduğu yer Avrupa ülkeleridir.
Ortaçağ ‘da sınıf olarak geliştirdikleri, bugün bile imrenilen göz kamaştırıcı hayat tarzları , Engels’e göre hiç çalışmadan, başkalarının emeğini sömürerek kendilerini oyalamak için geliştirdikleri özelliklerdir.
Ne var ki bu zarafet, rafinelik, sahibi oldukları topraksız tarım çalışanları, mülkleriyle beraber satabildikleri ya da satın alabildikleri serfler için geçerli değildir.
Onların insan olduğunu bile kabul etmezler, tüm emeklerini sömürdükleri gibi gaddar ve acımasızdırlar.
Yine bunların yaşadıkları yüz yıllar öncesinden bugüne ulaşan hayranlıkla izlediğimiz dev şatolar , saraylar aristokrat ailelerin, hanedanların isimleriyle anılır.
Oysa o görkemli yapılar, o zamanların koşullarında “malları sayılan” köylüler tarafından, belki binlerce can pahasına kanla-emekle kurulmuşlardır. (Rafine sınıfın altlarındaki insanlara armağanı budur!)
Avrupa ülkelerindeki sanayi devrimleri, bu asalak sınıfı çoğunlukla ortadan kaldırsa da, İngiltere gibi bazı ülkelerde “yeni egemen sınıf” burjuvaziyle uzlaşmaları sonucu varlıklarını bugüne dek sürdürebilmişlerdir.
Almanya, Hollanda gibi bazı ülkelerde ise aristokrat ailelerin torunlarının torunları olan ve soy adlarında “von”, “van “ gibi ekler taşıyan tek tük ailelere rastlanmaktadır.
Aristokrasinin bugün en çok ortada olduğu ülke, lordlar kamarası adı altında bir parlamento kanadıyla temsil edildiği İngiltere’dir.
Büyük Britanya Kraliyet ailesinin mensupları, aristokrasinin, atalarından kan yoluyla geçen doğal üyeleridir.
Bu hanedan, geçmişte ortalığa saçılan tüm rezaletlerine, skandallarına karşın hala dünyanın her yerinde “bir rüya aleminin kahramanları” gibi karşılanırlar.
(Aslında hanedan mensupları, sahip oldukları mülkler ve gelirler için kısa zaman öncesine kadar vergi vermezler, denetlenmezler, kendilerine verilen ödenekleri istedikleri gibi harcarlardı ama halkın yükselen tepkileri üzerine bu konularda yeni yasal düzenlemeler yapıldı.)
Ancak, son bir kaç yılda, bu aristokratlardan bir prens’in küçük kızları tacize varan skandallarının ortaya çıkması, öyle kolay kolay hanedanın yıpranmasının önlenebileceği bir olay değildi.
Kendisini, nasıl oluyorsa, kan bağıyla ve ömür boyu kaydıyla taşıyacağı prenslikten attılar.
Epstein dosyalarında adı geçtiği ve küçük yaşta kızlara taciz iddialarıyla adı alındığı için bir süre önce bütün ünvanları elinden “prens eskisi”nin adı Andrew.
Ya da belki de bir kısım insanlar için doğmakla kazanılan “tabii” bir ünvânı 60 yıl taşıdıktan sonra kaybettiği ama hala kral abisinin mülkünde yaşadığı için “emekli prens” de denebilir!
Zira, hem de 70 küsur yıllık efsane bir kraliçenin doğurduğu bu “asil kişiliğin” aç gezmesine gönlü razı olmayan hanedan, muhtemelen kendisine bir emeklilik geliri de bağlamıştır.
Bu gelir, emekçi kökenli İngiliz emeklileriyle karşılaştırıldığında neye tekabül ediyor bilinmez ama zaten kendisinin çoluk çocuğu ya da torunları falan asaletlerini korudukları için tek başına rahat yaşamasına yetiyordur sanırım.
Kral mülkünde “sığındığı” hanesi için kira isteyen olmasa gerek.
Yüz yıllardır insanlığa görgünün, inceliğin, zarafetin çıktığı kaynak olarak tanıtılan Aristokrasi adlı sosyal sınıf , aslında bize belletilenden başka şey çıktı galiba.
Ahlaksızlığın , sapkınlığın, değerlerin yok edilişinin üretim yeri miymiş Aristokrasi dedikleri?
Epstein olayı ile ortaya dökülen pisliklerin bir bölümü, dünyanın yaşayan en önemli hanedanına sahip ülkesinde monarşiyi çatırdatmaya mı başlayacak?
Çağ kapanıp çağ açılışlarına tanık olan bugünün kuşakları, demokrasiyle güçlendirildiği öne sürülen emperyalizmin mucidi bir monarşinin yok olma sürecini, her yere “sızan” iletişim kanalları sayesinde canlı canlı izleme şansına mı sahip olacak?
Kimbilir?
Ne de olsa hiçbir şeye şaşırılmayan çağın şaşırmamaya alışmış insanlarıyız!
Oysa -şimdilik- marifetleri ortaya saçılan yalnızca ufak tefek sayılabilecek bir kaç örnek var ünlü Epstein dosyalarında.
* * *
İngiltere’de Epstein denen uluslararası pedofili muhabbet tellalı ile bağlantısı tespit edilen “Kral’ın ana-baba bir kardeşi” Prens Andrew göz altına alındı, ardından “soruşturma sürecek” denilerek serbest bırakıldı.
Epstein dosyalarında kadınlarla iyi görünmeyen pozisyonlarda görüntüleri ortalığa saçılan Andrew, Kral ağabeyi Charles’e ait Sandringham malikanesinde derdest edildi.
Andrew’in kendisine yöneltilen cinsel suçlamaların yanı sıra Epsteine’a ülkesiyle ilgili gizlilik dereceli bilgiler sızdırarak görevini kötüye kullandığı da iddia ediliyor.
Yani biraz kurcalansa, iş soykırımcı İsrail’e casusluk etmeye kadar götürülebilecek.
İngiliz vatanına ihanet derler mi acaba?
Bu arada, birkaç gün önce İngiltere’nin eski Washington büyükelçisi Peter Mandelson da benzer suçlamalarla önce göz altına alında, ardından tutuklandı.
Lordlar Kamarası üyesi olan Mandelson da adı skandalı karıştığı için ihraç edilmişti.
Böylece İngiliz Aristokrasisi şimdilik bir kayıp daha verdi.
Bakalım Andrew’in eski eşi Sarah Fergüson da dahil olmak üzere başka İngiliz asilleri bu meseleye bulaşacak mı?
Andrew ve Mandelson’un yargılanmaları sonucu ne çıkacak?
İngiliz adaleti karşısında aklanırlarsa, hanedanın ve aristokrasinin gözü aydın!
Suçlu bulunurlarsa, hala dünyanın büyük bölümünü yönetir gibi görünen İngiliz monarşisi ile monarşinin dayanağı aristokrasinin sonuna giden yola çıkılmış demektir.
Belki de yalnızca küçük yaşta kız çocuklarına göz diken, ülkesinin sırlarını uluslararası pazarlara döken prensi mahkum edip adalet tecelli etmiş gibi yapacaklar.
Ancak, monarşinin kaldırılmasını isteyen İngilizler çoktan seslerini yükseltmeye başladı bile.
Monarşinin kaldırılması, İngiliz aristokrasinin de tüm ünvanlarından sıyrılması anlamına gelir.
Ayrıca Avrupa’da “demokratik” görünümlü monarşilere de domino etkisiyle yıkılmanın işaretlerini gönderir.
COŞKUN KARTAL

