Site icon Kent Ekranı

Hülya Bilge GÜLTEKİN;, Kuzey: Yeni Bir Anlatı Etiği /Roman/Burhan Sönmez

Bilgi kadındadır, erkek ister, devlet alır, kadın ölür”

Baba öldü ve dünya ilk kez kapısız kaldı“ İçimde bir harita açıldı; Kuzey diye bir yer belirdi. Orası soğuktan değil, belirsizlikten beyazdı. Yola çıktım, ama yürüyen ayaklarım değildi, hatıralarımdı. Önümde bir bilge sustu, bir başkası masal anlattı. İkisi de haklıydı; çünkü hakikat aynı anda iki yerden çağlıyordu. Aşk kısa bir ateşti: ellerimi ısıttı, sonra avucumda kara dönüştü. Karşıma bir canavar çıkmadı, kılıç çekmedim. Sadece hatırladım. Ve bunun en ağır sınav olduğunu anladım. Mağaraya indim. Orada bir ses yoktu. Babam değildi, ben değildim; sadece olmuş olan vardı. O anda bildim: bilgi taşınmaz, zafer anlatılmaz. Eve dönmek bazen dönmemektir. Ben dönmedim. Aramızda sessiz bir anlaşma var artık, ben görürüm, o susar. Ve dünya onarılsın diye değil, unutulmasın diye yürürüm hâlâ Kuzey’e.

Kuzey, Burhan Sönmez’in ilk romanıdır ve başkahramanı Rinda’nın babasının ölümündeki sırrı çözmek için kuzeye yaptığı yolculuğu anlatır. Roman, sadece bir maceradan ibaret değildir; aşk, varoluş, bilinç, kayıp gibi derin temaları masalsı bir dille işler. 

Kuzey’e ana temalar üzerinden bakacak olursak:

Varoluşsal arayış: Roman, insanın kendi kimliğini ve anlamını bulma serüvenini metaforik bir yolculukla betimler. 

Yalnızlık ve aşk: Aşkın insanı varlığa taşıma ve ardından yitirme gücü üzerine derin düşünceler içerir. 

Rüya ve gerçeklik: Rüya gerçekliğe alternatif bir bilinç katmanı olarak ele alınır; sınırları bulanıklaştırır. 

Felsefi tartışmalar: Safali sohbetleri gibi bölümler, geleneksel ve modern felsefi bakış açılarını bir araya getirir. 

Romanın dili; masalsı olmakla birlikte, içerdiği felsefi sorgulamalar edebi masal ile felsefi derinlik arasındaki çizgide durur.

Burhan Sönmez’in bir söyleşisinde ifade ettiğine göre Kuzey’de felsefi, psikolojik ve metafiziksel sorular romanın damarını oluşturur. Özellikle rüya, yaşam ve ölüm ilişkisi ve varlığın anlamı gibi kavramlar metaforik olarak işlenir. 

Rüya ve bilinç: Rüya, hem kişisel hem de düşünsel düzeyde bir bilinç aracı olarak ele alınır. Yazarın rüya görememe deneyimi, bilinç ve bilinçdışı arasındaki gerilimi romana taşır. 

İşkence ve insanlık: Roman, toplumsal travmaların kişisel bilinç üzerindeki etkilerini sorgular; işkence deneyimi insan doğasının derin bir yarasını temsil eder. 

Ütopya ve ideal toplum: Şahmaran Kadınları’nın dünyası gibi ütopyalar, mevcut koşullara eleştirel bakış sağlar ve umudun imgesini oluşturur. 

Bu katmanlar, romanın salt hikâye anlatımını aşarak düşünsel bir labirent sunmasını sağlar. Roman, masalsı ve ritmik dili ile destanı andıran bir akış içinde derin metaforlar ve güçlü imgeler barındırır. Aristo’dan Gazali’ye birçok düşünürün fikirlerinden izler taşıyan diyaloglar felsefi bir derinlik yaratır. Tek bir anlam sunmaktan çok, okurun farklı katmanlarda kendi yorumunu oluşturacağı bir metin yapısına sahiptir kitap. Bu yapı, hem metnin edebi hazzını artırır hem de okuyucuyu metnin içine çeken bir zihinsel sürece dönüştürür.

Kuzey, sadece bir roman değil, okurun kendi varoluşsal sorularını yeniden düşünmeye davet eden bir deneyimdir. Burhan Sönmez ise yazarlığı, metni okurla birlikte yaşayan dinamik bir süreç olarak kavrar; metin yayımlandıktan sonra yazarın kontrolünden çıkarak okurun zihninde yeni yaşamlar kurar. Bu yönüyle Burhan Sönmez, edebiyatı kişisel dışavurumdan ziyade ortak anlam üretimine açan bir yazardır, bu da onun eserlerini hem edebi hem düşünsel açıdan zengin kılar. 

Kuzey’de karakterler klasik anlamda, psikolojik derinliği olan bireylerden çok, düşüncenin, hafızanın ve varoluş hâllerinin cisimleşmiş biçimleri gibi kurulur. Bu yüzden her karakter hem anlatının içinde bir kişi, hem de felsefî bir konumdur.

Rinda; romanın merkezidir ama paradoksal biçimde kendisiyle en az temas eden karakterdir. O, bir kişilikten çok bir hareket, bir arayış çizgisidir. Rinda’nın yolculuğu babasının ölümünün sırrını çözmek için başlar ama hızla babanın değil, ben’in kaybına dönüşür. Kuzey’e gidiş, coğrafi olmaktan çok metafizik bir yönelimdir: bilinmeyene, soğuğa, karanlığa yönelim. Rinda konuşmaktan çok dinler. Hafıza onda bir hatırlama biçimi değil, yüktür. Travma doğrudan anlatılmaz. Rinda’nın suskunluğu travmanın dilidir.

Rinda, Burhan Sönmez edebiyatında sık görülen bir figürdür:
Tanık olan ama açıklamayan, yaşayan ama yorumlamayan.

Baba karakteri; klasik romandaki gibi geri çekilmiş bir geçmiş değildir. Aksine, öldükten sonra anlatının merkezine yerleşir. Ölümünden sonra büyüyen bir figür haline gelir.

Baba simgesi, Rinda’nın kimliğinde bir boşluk yaratır. Ölümü bir sonuç değil, başlangıçtır. Baba figürü hem otorite, hem eksiklik, hem de bilinmeyen hakikat olarak kurulur. Baba oğul ilişkisi, sevgi veya çatışma ekseninde değil, anlam eksikliği üzerinden ilerler. Rinda babasını anlamaya çalıştıkça, onun bir insan değil, bir soru olduğunu fark eder. Baba burada Freudyen bir otorite figürü olmaktan çok, varoluşun devredilemeyen yükünü temsil eder.

Anne Figürü, romanda daha az görünür ama en ağır boşluğu taşır. Anne, baba gibi anlatılmaz; yokluğuyla konuşur. Anne, köklenme ihtimalidir. Ama Rinda’nın dünyasında kökler toprağı tutmaz. Anne burada şefkat değil, dönememe hâlidir.

Romandaki kadın karakter Loriya; Rinda için bir sığınaktır ama asla çözüm değildir. Aşk, Rinda’nın dünyayla bağ kurduğu tek sıcak alandır. Ama bu sıcaklık kalıcı değildir; çünkü Kuzey’e giden bir yolculukta aşk buz tutmaya mahkûmdur. Kadın, kurtarıcı değil, erteleyici konumdadır. Rinda’nın yolculuğunu durdurmaz, sadece yavaşlatır. Aşk burada iyileştirici değil, geçici uyuşturucu gibidir. Burhan Sönmez’in anlatı dünyasında aşk, hayatı anlamlı kılar ama onu açıklamaz.

Kuzey’de kadınlar yan karakter değildir; ama merkezde durarak dünyayı yöneten figürler de değildir. Onlar, romanın etik ve mistik omurgasını tutan sessiz eksenlerdir. Erkek anlatının yolculuk, arayış ve çözülme hattı, kadınlar sayesinde durur, yavaşlar, kırılır. Roman boyunca karşılaşılan bilge kadınlar, masalcılar, sezgisel figürler, söylence taşıyıcıları: Erkek aklına alternatif olarak, mantıkla değil sezgiyle konuşurlar. Hakikati açıklamazlar; dolandırırlar. Erkek bilge figürler gibi öğretmezler. Bu kadınlar, kahramanı yönlendirmez, onun yönsüzlüğünü meşrulaştırırlar.

Şahmaran Kadınları; romanın en politik ve en mitolojik kadın topluluğudur. Erkek egemen aklın dışına kurulmuş, şiddetsiz ve itaatsiz bir düzeni simgelerler. Bu kadınlar, devletsiz, ailesiz, babasız bir dünya önerir. Ama bu dünya gerçek değildir. Bir ihtimal olarak vardır. Ütopya, burada ulaşılacak yer değil, mevcut dünyanın eksikliğini gösteren bir aynadır. 

Klasik anlatıda Şahmaran: Yarı kadın, yarı yılandır, Bilgeliğin, şifanın ve gizli bilginin taşıyıcısıdır. Erkek tarafından ihanet edilerek öldürülür. Buradaki temel yapı nettir:

Bilgi kadındadır, erkek ister, devlet alır, kadın ölür.

Yani mit: Bilgiyi bedenleştirir. Kadın bedenini feda edilebilir kılar. Devleti ve iktidarı şifa adına meşrulaştırır.

Burhan Sönmez’in en radikal hamlesi burada başlar. Kuzey’de Şahmaran, tekil değildir. Gizlenmez. Bir erkek tarafından ele verilmez Şahmaran Kadınları vardır. Bu çoğulluk şunu yapar. Bilgiyi merkezsizleştirir. İhaneti anlamsızlaştırır. Kurban anlatısını bozar. Artık öldürülecek bir kadın yoktur. Çünkü bilgi paylaşılarak dağılmıştır. Klasik mitte bilgi, gizlidir, seçilmişlik vaadeder, erkek aklının arzusudur. Kuzey’de, bilgi saklanmaz, öğretilmez, yaşanır. Şahmaran Kadınları, bunu bil, demez. Böyle yaşanır, der. Bu yüzden, erkek aklının fetih mantığı çöker. Klasik anlatılarda erkek anlatıcı genelde, kadın bilgisini anlatır. Onu kendi diline çevirir. Böylece ehlileştirir. Kuzey’de, anlatıcı bunu yapmaz. Bu şu anlama gelir: Kadın bilgeliği erkek diline çevrilemez.

Roman boyunca karşılaşılan yan karakterler; bilgeler, anlatıcılar, yol üstü figürleri, tek bir doğru sunmaz. Her biri başka bir hakikat biçimi önerir. Felsefe, masal, sezgi ve sessizlik aynı düzlemde yer alır. Bu figürler Rinda’yı yönlendirmez; sadece yönlerin varlığını gösterir. Hakikat burada merkezî değil, dağınıktır. Okur da Rinda gibi seçim yapmak zorunda kalır. Anlam, tek bir ağızdan çıkmaz. Güçlenmek yerine şüphelenmeyi öğrenir Rinda. 

Kuzey, bir yön ya da mekân değil, romanın en güçlü karakterlerinden biridir. Soğuk: duygusal donukluk değil, arındırmadır. Sessizlik: yokluk değil, fazlalıktan kurtuluştur. Uzaklık: kaçış değil, yüzleşmedir.  Rinda ile olan ilişkisinde Kuzey Rinda’yı kabul etmez; onu sınar. Oraya ulaşmak bir başarı değil, bir çözülme hâlidir. Kuzey, Tanrı gibi konuşmaz. Sadece susar. Kuzey’de karakterler, psikolojik gerçeklikten çok varoluşsal hâllerindedirler. Birbirlerini tamamlamaz, yansıtırlar. Hikâyeyi ilerletmekten çok, anlamı derinleştirirler. Bu yüzden roman, kim ne yaptıdan çok şunu sorar: Kim neye dönüştü?

Kuzey, klasik anlatıdan bilinçli biçimde uzak dursa da Rinda’nın hattı Joseph Campbell’ın Kahramanın Yolculuğu şemasını tersyüz ederek kurulur. Yani burada bir zafer anlatısı değil, çözülerek kahraman olma hâli vardır. Mitlerde kahraman yolculuğa bir eksiklikle çağrılır. Rinda’da bu çağrı babanın ölümüdür. Bu ölüm doğal bir son değil, yanıtlanmamış bir sorudur. Baba, tıpkı mitlerdeki kayıp kral ya da öldürülen ata figürü gibi, düzenin bozulduğunu haber verir. Klasik mitlerde çağrı dışsaldır, tanrı, haberci ya da felaketler gibi.
Rinda’da çağrı içsel bir boşluktur. Rinda’nın eşiği, harita üzerinde değil, bilincin sınırında aşılır. Kuzey, mitlerdeki bilinmeyen ülke, ölüler diyarı ya da yeraltı ile aynı işlevi görür.Fakat burada dönüş vaadi yoktur. Kahraman bu alandan bir iksirle çıkmaz, düzeni onarmak üzere geri dönmez. Rinda’nın yolculuğu tamamlanmaz; çünkü bu anlatıda tamamlanma, hakikati kapatmak anlamına gelir. Yolculuk, sonuçla değil, açıklıkla sonlanır.

Bu açıklık hâli içinde Rinda, Loriya ile buluşur. Ancak bu buluşma, mitlerdeki rehber ya da kurtarıcı figürün işlevini üstlenmez. Loriya, Şahmaran anlatılarındaki kadınlar gibi, bilgiyi aktaran değil, ona dokunulmasına izin vermeyen bir bilgelik biçimini temsil eder. Şahmaran’ın bilgeliği nasıl ki ele geçirildiğinde ölümü çağırıyorsa, Loriya’nın varlığı da sahiplenildiği anda anlamını yitirir. Bu nedenle Rinda bu karşılaşmadan bir bilgiyle değil, bilginin kontrol edilemeyeceği fikriyle çıkar. Böylece Kuzey, dönüşsüz bir yolculuğun mekânı olmanın yanı sıra, bilginin mülke dönüşmediği bir etik alan olarak belirir.

Bu nedenle Kuzey’de yolculuk, sonuç üretmek için değil, açıklığı korumak için sürer. Rinda’nın dönüşü yoktur; çünkü bu anlatıda dönüş, hakikati mühürlemek anlamına gelir. Loriya’nın ve Şahmaran hattının işaret ettiği etik, bilginin ele geçirilmesine değil, birlikte taşınmasına dayanır. Anlatı burada tamamlanmaz; bilerek askıda bırakılır. Metnin kapanışı da bu yüzden bir hükümle değil, bir sesle gerçekleşir.

Ve o ses şunu söyler:

Şahmaran Kadınları bir masaldan kaçmadı; masal onları yarıda bıraktı. Ne tek bir bedenleri vardı ne de sır taşımak gibi bir yükleri; bilgi, içlerinde saklanacak kadar küçük değildi. Birisi düşünce öteki kalktı. Biri sustuğunda diğeri konuştu. Onlara bakan taş kesilmedi; sadece daha yavaş bakmayı öğrendi. Yılan değillerdi ama toprağı tanıyorlardı, zehirli değillerdi ama korkuyu çözebiliyorlardı. Bir erkeğini ya da bir devletin gölgesi onlara göre değildi; kurtarılmayı beklemediler, bilgiyi paylaştılar,  çünkü kurtuluş paylaşmaktaydı. Şehir kurmadılar, taht istemediler, adlarını kanla yazmadılar. Onlar öğretmez; yanında dururlar, gittiğinde ardından çağırmaz, döndüğünde sormazlar. Eğer hâlâ yaşıyorlarsa, bu bir mucize değil, unutulmamış bir ihtimaldir. Ve bilin ki; onlar ölmedi. Sadece mit olmaktan çıktılar.

Hülya Bilge GÜLTEKİN

Exit mobile version